Et Pişirmenin Özellikleri ve Püf Noktarı

Et yemeyi çok seviyoruz. Eskiden incecik, çok pişmiş yediğimiz etleri şimdi iki parmak kalınlığında, tıpkı restoranlarda olduğu gibi pişirmek moda oldu. image

Et yeme alışkanlıklarımızın değiştiği bir gerçek. Geçmişte evlerimizde, kasap tarafından incecik bir hale gelene kadar dövülmüş etleri yerdik. Bunlar da her daim çok pişmiş olurdu. Şimdilerde evlerde iki parmak kalınlığında etleri, tıpkı restoranlarda olduğu gibi pişirmek moda oldu.

image

Et Pişirmenin İncelikleri;

* Öncelikle et seçimi önemli. Kötü bir üründen asla iyi bir yemek yapamazsınız. İçinde bulunan ince şeritler halindeki iç yağların çok olması, lezzeti olumlu etkileyecek birincil etkendir.
* Eti, pişirmeden birkaç saat önce oda sıcaklığına çıkarın. Bu, her tarafını eşit olarak pişirmenize yardımcı olacaktır.
* Eti pişirmek için varsa dökme tavaları tercih edin. Teflon, en son tercihiniz olsun.
*Gelelim pişirmeye. Tavayı ısıtın, aynı zamanda fırını 220 dereceye getirin.
* Pişirirken hem ayçiçek yağı, hem tereyağı kullanacağız. Ancak asla tereyağını ilk aşamada tavaya koymayın. Tereyağının yanma derecesi oldukça düşük. Bizim arzu ettiğimiz şeyse yüksek ısıda, eti mühürlemek.
*Kızmış olan tavanın içine, yüzeyini zar gibi kaplayacak şekilde (oldukça az) ayçiçek yağı koyun. (Kişisel tercihim, balığın zeytinyağı, kırmızı etin ayçiçek yağıyla pişirilmesi yönündedir.)
* Etin her iki tarafını cömert bir şekilde tuzlayıp karabiber ekleyin.
* Ayçiçek yağı eklediğiniz tavadan dumanlar çıkmaya başlayana kadar eti koymayın.
*Eti tavaya koyduktan sonra katiyen ete de tavaya da bir dakika kadar dokunmayın. Bu, en sık yapılan yanlışların başında gelir. Sebebi şu: Çok yüksek sıcaklıktaki tavanın içine oda sıcaklığındaki eti koyduğunuzda doğal olarak tavanın ısısı düşer. Burada yapmanız gereken, dokunmadan, tavanın tekrar yüksek ısıya çıkmasını beklemek olmalıdır. Eğer aceleci davranıp karıştırır veya diğer yüzünü çevirirseniz, et suyunu bırakır.

image
* Bir dakika kadar sonra etin diğer yüzünü çevirin. Ve tekrar bir dakika kadar dokunmadan bekleyin.
*Her iki tarafı da karamelize olunca, tavaya misket büyüklüğünde tereyağı ekleyin ve ısıyı bir parça düşürün. Aksi halde tereyağı hızlı bir şekilde yanacaktır. Tereyağı köpürünce, bir kaşık yardımıyla bunu etin üzerine atın ve yedirin. Etin her tarafını bu işleme tabi tutun.
* Bu aşamadan sonra eti tavadan alın ve ısınmış olan fırına koyun. Kalınlığı ve kalitesi doğrultusunda pişirme süresi değişse de, 2 cm. kalınlığında orta pişmiş bir et için 3 dakika süre yeterli olacaktır.
*Üç dakikalık süre bitince fırından eti alın ve oda sıcaklığında 15 dakika kadar bekletin. Bu aşamaya ‘dinlendirme’ diyoruz. Eğer eti dinlendirmeden keserseniz, bütün suyu tabağa akacaktır. Ayrıca sert bir kıvamı olacaktır.
* 15 dakika bekledikten sonra, eti fırında bir dakika kadar ısıtın. Bu ikinci fırınlama işlemini eti pişirmek için değil, sadece keyifli ve sıcak bir şekilde yiyebilmek için yapın ve fırından aldıktan sonra hemen servis edin.
* Bir hatırlatma daha. Etleri ne kadar ince dilimleyerek yerseniz, verdiği keyif o kadar artacaktır.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dünyanın en ilginç restoranları

Sıradan restoranlardan sıkıldınız mı? Zanzibar sahilindeki eski bir balıkçı kulübesinde ya da İsviçre’de teleferikle ulaşacağınız bir dağda yemek yemeye ne dersiniz?

Tayland
Soneva Kiri Tree Pod Dining

Tayland Soneva Kiri’de bulunan bu restoranda yemek yerken arkanızda tropikal yağmur ormanı Koh Kood, önünüzde de muhteşem bir okyanus manzarası bulunuyor. Ancak restoranı ilginç kılan bu değil. Ağaçlara yerleştirilen bambu kozalarındaki masalarda yediğiniz birbirinden lezzetli yemekleri belinden iple bağlı özel garsonunuz servis ediyor. Kozalar iki ya da dört kişilik.

image

İsviçre
Berggasthaus Aescher- İsviçre Wildkirchli

Wildkirchli’de bulunan Berggasthaus Aescher- Wildkirchli adlı restorana sadece teleferikle ulaşılabiliyor. Teleferik Wasserauen’den kalkıp, bölgenin en görülmeye değer yeri Alpstein dağlarına ulaşıyor. Burası 170 yaşında ve nefes kesen manzarasının yanı sıra, enfes yemeklere sahip. Aynı zamanda konukevi olarak da kullanılan bu restoranda mezuniyet kutlamaları, doğum günleri ve özel aile yemekleri de yapılıyor.

image

Zanzi bar
The Rock Restaurant

Bu tatlı ve küçük mekan, Michamwi Pingwe sahilinde yer alıyor. Temmuz 2010′dan beri açık olan bu restoran eskiden bir balıkçı kulübesi olarak kullanılıyordu. Sular yükseldiği zaman tekneyle, çekildiğindeyse yürüyerek ulaşılabilen mekanın 12 masası var. Muhteşem ortamının yanında lezzetli yiyecek ve içecekleriyle dikkat çekiyor. Menü deniz ürünleri ağırlıklı.

image

Maldivler
Ithaa Undersea Restaurant

2014 yılında New York Daily News tarafından Dünyanın En Güzel Restoranı seçilen Ithaa yerin tam 5 metre altında yer alıyor ve size canlı mercanlar arasında 180 derecelik panoramik bir manzara sunuyor. Maldivlerde yer alan Ithaa’nın menüsünde havyardan kaz ciğerine, ördekten deniz ürünlerine ne ararsanız var. Zengin bir menüye sahip bu mekân kahvaltı ve düğün gibi kutlamalar için de kiralanabiliyor.

image

Mexsico
Alux Restaurant, Playa del Carmen

Playa del Carmen’de bulunan Alux restoran tamamen doğal bir mağaranın içinde bulunuyor. Menüsünde Meksika mutfağının yanı sıra dünya mutfağından da örnekler bulunan mekan 250 kişilik bir kapasiteye sahip. Maya uygarlığının gizemli havasını yansıtan restoranda özel partiler vermek ya da düğün yapmak mümkün.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DUNYANIN EN ÇOK KAZANAN ŞEFLERi

Gordon-Ramsay-Wallpaper_

Geçtiğimiz hafta Forbes dergisi, ABD’nin en çok kazanan şeflerini açıkladı. Listedeki isimlerin birçoğu tanıdık.
İlk sırada, eski patronum Gordon Ramsay var. Geçtiğimiz yıl 38 milyon dolar kazanmış. ‘Masterchef’, ‘Hell’s Kitchen’ ve ‘Hotel Hell’ gibi ilgi gören televizyon programları, tüm dünyaya yayılmış 24 restoranı ve birçok danışmanlık projesi, kazanç bakımından açık ara lider.

SanFranciscoRachaelRay

İkinci sırada 25 milyon dolar ile Rachael Ray var. Oprah Winfrey’in kanatları altında televizyon dünyasına adımlarını atan Ray’in oldukça yüksek reyting alan yemek programları var. Ayrıca düzenli olarak da yemek kitapları yazıyor. Listede restoranı olmayan tek şef.

IMG_1080

ŞAŞIRTICI GELEBİLİR
Üç, dört ve beşinci sırada, sırası ile Wolfgang Puck, Paula Deen ve Mario Batali yer alıyor. Üçünün de ortak özelliği (ilk iki sırada olduğu gibi) popüler televizyon programlarının olması. Diğer ortak özellikleri de kendi adlarına çıkarılmış tava-tencere gibi mutfak ekipmanlarının dünya genelinde pazarlanması.
Genellikle bu köşede aşçılığın meşakkatli yönlerini anlatan ve sadece çok sevilirse yapılabilecek bir meslek olduğunu anlatan bir kişiden bu kadar çok para-pul lafı duymak garip gelmiş olabilir.

Esasında bu listenin alt metinlerine baktığımızda, paradan daha fazlasını anlattığını görebiliriz.
İlk beş arasında iki kadın şefin olması bunlardan başta geleni. Hiç tahmin etmiyorum ki avukatlık, doktorluk, mühendislik veya bankacılık gibi diğer meslek dallarının en çok kazananlar listesinde, kadın ve erkek arasında bu kadar yakın bir dağılım olsun.

Puck Oscar

TELEVİZYONUN GÜCÜ
Bu listenin anlattığı bir başka unsur ise; televizyonun gücü. Türkiye’de birbiri ardına açılan yemek kanalları ile birlikte şeflerimiz daha bir tanınır oldu. Aşçılığın daha popüler hale gelmesinde yadsınamayacak bir rol üstlenseler de, bu artık çok da yeterli gibi gözükmüyor.
Esasen yurt dışına pazarlayabileceğimiz yemek programlarına ihtiyacımız var. Tıpkı yukarıda belirttiğim listedeki ilk beş şefin programlarının tüm dünyada yayınlanıyor olması gibi. Neticede yemek programını başka bir ülkeye pazarlayabildiğiniz zaman, sadece şefin değil tüm ülkenin kültürel değerlerinin de aynı şekilde tanıtımını yapıyorsunuz

Mario-Batali

Türkiye’deki yemek programlarına baktığımız zaman, birçoğunda şeflerimizin yurt dışındaki tanınmış şefleri konuşmaları, hareketleri, hatta kıyafetlerini birebir taklit ettiğini görüyoruz.
İşin doğası gereği her oluşum, emekleme dönemlerinde başarılı modellerden esinlenir. Artık olgunluk dönemine adım atıp, yurt dışına pazarlayabileceğimiz özgün ve bizi yansıtan değerleri işleyen programlar yapmanın zamanı geliyor.
Yoksa kimseye çakma Gordon Ramsay ve Jamie Oliver’ları yutturamayız…

murat bozok

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MÜKEMMEL HAMBURGERiN PEŞiNDE

indir

Geçtiğimiz hafta dünyaca ünlü restoran zinciri ‘TGI Friday’s’ bundan böyle hazırladığı hamburgerlerin içerisine marul koymayacağını açıkladı. Ününü biraz da yıllardır bu şekilde sattığı hamburgerlere borçlu olan restoranın ani kararı, “Hamburgerin içinde neler olmalı?” konulu birçok yazının yazılmasına sebep oldu.
Teker teker malzemelere geçmeden önce marul hakkındaki fikrimi paylaşmak istiyorum. Marulun hamburgerin içerisindeki en gereksiz malzemelerden birisi olduğunu düşünüyorum. Çoğu kişinin marulun soğuk sandviçlerde yerine getirdiği fonksiyonu varsayarak, hamburgerlere de eklediği kanısındayım.
Pişmiş et ile temasa geçen marulun yumuşayarak ve lezzetini kaybederek, hamburgere artı değer yerine olumsuz katkı yaptığı ortada. Gelelim diğer malzemelere…

images

Burger
Ekmek ile birlikte en önemli iki malzemeden bir tanesi. Burger diye adlandırılan ve ülkemizde hamburger köftesi olarak bilinen bu malzemenin nasıl piştiği ve içeriği oldukça önemli. Mükemmel bir hamburger için odun ateşinde, ızgarada pişmiş burger olmazsa olmaz. İkincisi ise burgerin içerisindeki yağ oranı. Bazıları ‘yağ’ lafını duyunca burun kıvırsa da, burgerin piştiğinde kuru ve lezzetsiz olmaması için minimum yüzde 30 yağ oranı şart!

indir (1)

Ekmek
Yumuşak, lezzet olarak zengin, etin suyunu ve sosu bir sünger gibi emecek ekmek, hamburger için idealdir. Benim favorim ‘brioche’ tarzı, hafif tereyağlı, kendine has bir lezzeti olandır. Bir başka detay ise ekmeğin çok yüksek olmamasıdır.
Hamburger kanımca çatal-bıçak yerine elle yenilmelidir. İçi kat kat olan ve kalın ekmekli kule gibi hamburgerler birçoklarına itici geliyor.

indir (2)

Peynir
Opsiyonel olmakla birlikte, özellikle Türkiye’de hamburgerlerde kullanılan peynirin en ucuz ve dolayısı ile kalitesiz olması can sıkıyor. Eğer peynir tercih edilecekse, seçimimi nötr
lezzeti olanlar yerine, cheddar
veya gorgonzola (biraz daha iddialı) gibi hamburgere farklı bir boyut katacak olanlardan kullanmaya yanayım.

images (1)

Turşu
Turşusuz bir hamburger düşünemiyorum. Tuz ve ekşi aromalarının hamburgere yüklenmesinde önemli bir görev taşıdıkları kanısındayım. Yenilikçi veya farklı turşular denemek yerine kornişondan vazgeçmeyenlerdenim.

Diğerleri
Herkesin kendince ilave malzemeler listesi olacaktır. Benim için ev yapımı ketçap, hardal ve soğan iyi bir hamburgere eklenmesi gereken son üç ürün.
Ketçap hafif tatlı, hardal ise acımtırak lezzetiyle aroma harmonisi açısından önemli.
Soğan ise ne çiğ ne de tam karamelize olmalı. Çiğliği hafif kırılmış, ısırdığınızda ağızda erimeyip bir parça kıtırlığı kalmış, karamelize olup çok fazla şekerini bırakmamış soğanın ideal olduğunu düşünüyorum. Herkese afiyet olsun…(Murat Bozok)

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GURMELER İÇİN LONDRA TURU

ürkiye’de kebap-balık-steakhouse üçgeninden vazgeçmeyen eş dost, Edirne sınırlarını geçince birden boyut değiştirip gurme oluyoruse üçgeninden vazgeçmeyen eş dost, Edirne sınırlarını geçince birden boyut değiştirip gurme oluyor. Başlıyorlar büyük bir hararetle restoran isimlerini sormaya. Google’dan yapılan uzun araştırmalar neticesinde günler öncesinden rezervasyon yaptırıyorlar. Rezervasyon yaptırırken (Türkiye’de asla yapmayacakları) kredi kartı numaralarını paşa paşa veriyorlar. Hepsi küçük birer sevgili Vedat Milor ve Mehmet Yaşin oluyor. Önümüzde 29 Ekim ve yılbaşı var. Herkesin işini kolaylaştırmak için Londra’nın en gözde ve lezzetli yerlerinden bahsetmek istedim bu hafta. Hepsinin lezzetine kefilim…

b911zP2zxPHKyWRxGGuW

Her gün değişen mönüsü, el yapımı harika makarnaları ve kasmayan keyifli atmosferi ile Londra’da favori mekanlarımdan. Yemekler daha çok İtalyan orijinli. Meşhur ‘River Cafe’ lokantasının biraz daha günümüze uyarlanmış hali olarak düşünebilirsiniz. Hergün değiştiği için çok geniş bir mönüsü olmasa da yiyeceğiniz her lokmanın taze ve lezzetli olacağından emin olabilirsiniz. Fiyat-kalite dengesi bakımından da Londra standartlarına göre çok uygun olduğunu düşünüyorum.

Launceston Place Restaurant, Kensington, Notting Hill,

Herhalde “Londra’nın en romantik restoranı hangisi?” diye sorsalar, hiç düşünmeden “Launcheston Place” derim. Ambiyansının yanı sıra yemekleri de harika olan bu mekan, uzun yıllardır niye alamadığını bilemediğim 1 Michelin yıldızına da sonunda kavuştu. Michelin yıldızlı olması kimseyi korkutmasın, zira yemekler son derece yalın ve lezzetli. Servisi de son derece üst düzeyde olan Launcheston Place’ı, özellikle romantik bir akşam yemeği düşünenler için mutlaka tavsiye ederim.

Dabbous Choc Ganache1

Dabbous, Londra’da yer bulunması en zor lokantaların başında geliyor. Hiçbir abartısı ve zorlaması olmayan bu lokantanın lezzetli yemekleri herkesin dilinde. İngiltere’de en özel ve butik çiftliklerde yetiştirilen ürünler, olabildiğince sade bir şekilde sunuluyor. Bu talebe rağmen şımarmamaları ve fiyatlarını oldukça makul seviyede tutmaları yüzünden Dabbous’a olan ilgi hiç azalmadan devam ediyor.

6250_dinner2

Meşhur ‘Fat Duck’ restoranının sahibi ve şefi Heston Blumenthal’in Londra’daki bu lokantası çıkışına roket hızıyla devam ediyor. Halihazırda oldukça popüler olan lokanta, bu yıl “Restaurant” dergisi tarafından dünyanın en iyi yedinci lokantası (İngiltere’nin de en iyisi) seçilince şöhretine şöhret kattı. “İngiltere’nin bir mutfağı mı var?” şeklinde soranlara nispet yaparcasına, tarihi İngiliz yemeklerinin rafine edilmiş halini harika bir biçimde sunuyorlar. Hyde Park manzarası da bonusu…

IMAG3235

Şu anda Londra’nın en gözde şampanya barlarından bir tanesi. Klasik şampanya barlarının aksine havyar, istiridye gibi lüks ürünler sunmaktansa, el yapımı sosisli sandviçler hazırlıyorlar. Sosisli deyip geçmemekte yarar var. Hepsi birbirinden lezzetli..

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ciğerin en iyi 10 adresi

Gurme yazarlar, yemek uzmanları, oyuncular, televizyoncular, radyoculardan oluşan büyük jüri seçti.

Canım Ciğerim
Mersin usulü
Asmalımescit’teki Canım Ciğerim’i Mersinli İlhan Özkan 2000 yılında açtı. Kuzu ciğeri şişe geçirilerek kömür ateşinde pişiriliyor, salata, soğan, piyaz ve Mersin baharatlarıyla servis ediliyor. Porsiyonu 20 TL. Gece 24.00’e kadar açık. (Telefonu: 0212 252 60 60)

 
Ciğerci Kazım-İlhan Usta
40 yıllık lezzet
Meşhur Edirne Ciğercisi Kazım Usta’nın ciğerlerinin ünü 40 yıllık. Damadı İlhan Şen de bu mesleğin erbabı olunca Kazım ve İlhan Usta birlikte anılmaya başladı. İnce kesilmiş dana ciğeri dolapta 6 saat bekletiliyor, sonra kızgın yağda pişiriliyor. Porsiyonu 10 lira. (Telefonu: 0284 212 12 80)

 
Aydın Tava Ciğercisi
Terbiye ediliyor
Edirne’deki Aydın Tava Ciğercisi, tava ciğerinin en iyi yapıldığı yerlerden. Ciğer önce terbiye ediliyor, sonra tavaya atılıyor. Yanında cacık ve kurutulmuş biberle servis ediliyor. Porsiyon fiyatı 10 TL. Saat 11.00- 20.30 arasında servis var. (Telefonu: 0284 214 10 46)

 
Ciğerci Apo
Ciğer dürüm
Ciğerci Apo, Mersin’in ünlü ciğercisi. 1967’den beri ününü koruyor. Oturur oturmaz masanız ciğer şiş, közlenmiş soğan salatası ve piyaz ile donatılıyor. Bu servis karşılığında 12 TL ödüyorsunuz. Ciğer dürümü de çok meşhur; fiyatı ise 6 TL. (Telefon: 0 324 231 45 60)

 
Ciğerci Hulusi
Mersin lezzeti
Kadıköy’deki Ciğerci Hulusi’nin Mersin’den getirdiği lezzet müthiş. Hulusi Ecevit, Mersin’in ünlü ciğercilerinden Apo’nun ustalarından. Çöp ciğer, pişmiş domates ve biber, soğan, domates ezme, turp ve lavaşla servis ediliyor. 10 adet ciğer şiş fiyatı 18 lira. (Telefonu: 0216 336 11 23)

 
Ciğerci Niyazi Usta
Nar gibi kızarmış
Ciğerci Niyazi Usta yaklaşık 30 yıldır Edirne’de tava ciğeri yapıyor. Nar gibi kızarmış, taze, yumuşacık yaprak ciğerinin tadı bambaşka. Yanında domates, soğan ve Edirne’ye has biberle servis ediliyor. Porsiyonu 10 lira. (Telefonu: 0284 212 52 44)

 
Despina
Ara sıcak
Kurtuluş’taki Despina Meyhanesi, İstanbul’da en iyi ciğerin yapıldığı yerlerden. 1946’da Madam Despina açmış. Yaprak kuzu ciğeri ara sıcak olarak sunuluyor ve meyhanenin olmazsa olmazı. Saat 12.00-01.00 arasında açık olan Despina’da yenilen ciğerin tadı unutulmuyor. (Tel: 0212 247 33 57)

 
Birtat Ocakbaşı
Onun ciğeri farklı
Üsküdar- Selimiye’deki Birtat Ocakbaşı, Arnavut ciğerini çok farklı ve yumuşacık yapıyor. Ancak Murat Usta bu farka neden olan sırrını vermiyor. Mutlaka gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı öneririz. (Telefon: 0216 553 66 64)

 
Edirne Kırkpınar
Tava ciğer
Edirne Kırkpınar Lokantası, Edirne’nin ünlü tava ciğerini en lezzetli yapan yerlerden. İstanbul, Ankara, Bursa, Samsun’da şubeleri var. Tava ciğerin porsiyonu 12 TL. (Trump Towers Alışveriş Merkezi’ndeki telefonu: 0212 265 02 32)

 
Lades
Arnavut ciğeri
Beyoğlu’ndaki Lades Restaurant da Arnavut ciğerinin en iyi yapıldığı yerlerden. Kuzu ciğerinden yapılan Arnavut ciğeri ana yemekler arasında. 11.30- 22.00 saatlerinde açık olan Lades’te Arnavut ciğeri beğendi ile servis ediliyor. (Telefon: 0212 251 32 03)
(06.01.2013 tarihli Posta Karnaval’dan yapılmıştır.)

Tarifler kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sacher Turtası (Sachertorte)

IMG_0529

19. yüzyılda Avusturya’da genç bir aşçı yamağı tarafından (Franz Sacher) keşfedilen bu özel çikolatalı tat, bugün yaratıcısının adıyla tüm dünyada tanınmaktadır.

Zafer Çetinöz Executive Chef

Avusturya mutfağının bu en ünlü pastasının tarifi şöyle:

SachertorteMalzemeler

Keki için

150 gr. doğranmış bitter çikolata
90 gr. oda sıcaklığında tereyağı
100 gr. toz şeker
100 gr. un
5 adet akı ve sarısı ayrılmış yumurta
75 gr. kayısı reçelinin suyu
Kreması için

1 yemek kaşığı tereyağı
125 gr. doğranmış bitter çikolata
90 ml. soğuk koyu kahve
300 gr. pudra şekeri
1 yemek kaşığı vanilya
Yapılışı
Kek: Fırınınızı 160 derecede ısıtın. 23 cm. çapında kek kalıbı hazırlayın. Çikolatayı eritin. Soğuması için bir kenarda bekletin. Tereyağı ve şekeri geniş bir kabın içinde mikser ile orta hızda krema kıvamına gelinceye dek çırpın. Yumurtaların sarısını teker teker karışıma ekleyin ve karıştırın. Erimiş çikolatayı ve unu karışıma yedirin. Mikseri yüksek hızda çalıştırarak başka bir geniş kabın içine yumurtaların akını sert tepecikler oluşturuncaya dek çırpın. Yumurtaların akını çikolatalı karışıma yedirin. Hazırladığınız hamuru kalıba aktarıp yaklaşık 55-60 dakika pişirin. Yeterince pişmiş olup olmadığını anlamak için keke bir kürdan batırın. Dışarı çektiğinizde kürdan temiz kalmalıdır. 20 dakika bekletin. Kalıbın kenarlarını gevşetip çıkarın. Tamamen soğumaya bırakın. Keki yatay olarak ikiye bölün. Beyaz parçayı servis tabağına yerleştirin ve üzerine kayısı reçelinin suyunu yayın. Üst parçayı üzerine kapatın.

Krema: Tereyağı ve çikolatayı eritin. Kahve, pudra şekeri ve vanilyayı da içine ekleyerek karıştırın. Hazırladığınız kremayı kekin üzerine ve kenarlarına sürün. Afiyet olsun…

Not: Tarif lezzetler.com sitesinden alınmıştır.

Tarifler kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir Viyana Klasiği Fig Müller;

Fig Müller Viyana

Sevgili dostlar bu seferimizde Avrupanın ortasına Viyana’ya gittik.
Zamana meydan okuyan görkemli saraylarla çevrili caddelerde dolaşırken Orta Avrupa’nın en ihtişamlı şehirlerinden birinde olduğunuzu hissediyorsunuz.
Havaalanında pasaport kuyruğunda başlayan dostluklar insanı rahatlatmakta.
Şehri gezmeye başlamadan evvel haftalık biletimizi alıp metroya binelim derken metrolarda turnike biletçi falan gibi şeyler yok her yer açık yanlızca bilet otomatları
var inanılmaz bir medeniyet ve temizlik var.

SchnitzelFiglmueller_2

İnsanları hele bizim vatandaşlarımız muhteşem yardımseverler.Beethoven’den Chopin’e, Haydn’dan Mozart’a üç yüz yıllık bir müzik geleneğine sahip Viyana. İrili ufaklı pek çok konser salonu her akşam kapılarını müzik severler için açıyor.Viyana’da yemek denince akla ilk gelenlerden bir şnitzeldir ki en iyisi dedikleri Fig Müller. dir.Tabaklara sığmayan şinitzeller, patates salatalarıyla harika bir uyum içersindeler yanlız burdaki şnitzeller domuz etinden mamül dikkat.Ünlü Kartner caddesine gittiğinizde tüm ünlü markaların mağzalarını bulmak mümkün tabi ne alırız derseniz Mozart çikolatalar,porselenler ve şehirle alakalı bilumum minik hediyelikler akla gelir.

Mozart Çikolata

En önemli gezilecek yerleri şöyle. Stephans platz (St. Stephen Meydanı) , Stephansdom (St. Stephen Kilisesi) , Graben civarı , Kärtner Strasse ,Staatsoper (Opera Binası) ,Hofburg (Kraliyet Sarayı ve Müzeler) ,Volks Garten ,Rathaus (Belediye Binası), Parlamento Binası , Schloss Schönbrunn ,Schönbrunn Sarayı , Karlskirche (St. Charles’s Kilisesi) , Museums Quarter – Kunsthistorisches Museum (Modern Sanat Muzesi) ,Naturhistorisches Museum (Doğa Tarihi Muzesi) ,Albertina Museum ,Mariahilfer Strasse Alışveriş caddesi Arsenal Müzesi (Savaş Müzesi) – Schloss Belvedere – Dounau Insel, Prater , Türkenschanzpark , Grinzing Bölgesi

Dönüşümüzü de ilk günden çözdüğümüz metro sistemiyle yaptık çok rahat bir yolculukla havaalanına geldik ve tabi her zamanki kaliteli ve hızlı servisiyle THY biz memleketimize ulaştırdı.Kalın sağlıcakla…

http://www.turizminsesi.com/yazi/kusattik-geldik-827.htm

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Süt Uyuyunca Amsterdam Peynirleri;

İnek sütünden elde edilen, Hollanda’nın meşhur Edam, Gouda, Füme, Emmental peynirleri ülkemizde de oldukça tanınmıştır.

fotoğraf 1 (1)

Gouda
Oldukça iyi tanınan bir diğer Hollanda peyniri de Goudadır. Edam gibi inek sütünden yapılır. %30-40 oranında yağ içeren, açık sarı renkteki bu peynir ağızda yumuşak bir tat bırakır. Olgunlaşma süresini tamamlamadan taze olarak da yiyabileceğiniz bu peynir bir yıl olgunlaşmaya bırakılırsa mükemmel tada ulaşır. Salamura edilmesinden dolayı dışında doğal bir kabuğu vardır. Tat olarak Edam ile çok yakındır. Yuvarlak yassı formdaki bu peynir tatlı aromalı ve meyvemsi olan beyaz şaraplarla iyi uyum sağlar.

Füme
Hollanda peynirlerinin füme edilerek is kokusu almış halidir. İsli peynire çok benzer bir tadı vardır. Kırmızı şarapla uyumu mükemmeldir.

Emmental
Emmental peynirinin kesildiğinde “göz” diye tabir edilen delikli yapısı ortaya çıkar. Tattlı lezzette olan bu peynirin yapısı sıcak ordövr ve fondülere çok uygundur.

Zafer Çetinöz

Maasdam
Hollanda peyniri olan maasdam, inek sütünden elde edilir. Modern tereyağı kıvamında ve orta sertlikte, hafif bir peynirdir. pürüzsüz ve doğal olan kabuğu cilalanıp mumlanabilir. 90′lı yıllarda İsviçre’nin Emmental’ine alternatif olarak üretilmiştir. Emmental’e benzemesine rağmen nem oranı daha yüksek olduğu için Maasdam daha kolay eğilir. Diğer Hollanda peynirlerinden daha hızlı olgunlaşır ve 4-12 hafta içinde hazır olur. Lezzetli, tatlı ve tereyağımsıdır. Taze beyaz şarap veya hafif kırmızı şarap ile uyumludur.

Zafer Çetinöz Executive Chef

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BÜYÜK ŞEF DUCASSE’IN ŞAŞIRTAN LOKANTASI

Sayısız Michelin Yıldızlı meşhur şef Alain Ducasse, Katar’da, imza yemeği ‘deve yahni’ olan yeni bir restoran açtı

Alain Ducasses

Alain Ducasse, Fransa’nın dünyaya sunduğu en büyük ve yetenekli şeflerin başında geliyor. Kendisi dünyanın dört bir yanındaki janjanlı restoranları arasında özel jetiyle mekik dokuması, mükemmeliyetçiliği, sayısız Michelin Yıldızı ve iddialı kitaplarıyla tanınıyor. Şimdilerdeyse daha çok Katar’ın başkenti Doha’da ‘Idam’ isimli yeni lokantasıyla konuşuluyor.
Londra’dan Osaka’ya,
St. Petersburg’dan Las Vegas’a kadar değişik coğrafyalarda sayısız restoranı olan bir şefin, Katar’da yeni lokanta açması çok da büyük haber değil. Yalnız, Katar’da açtığı restoranın mönüsü ve konsepti, öncekilerden oldukça farklı ve şaşırtıcı.
Doha’da açtığı restoran ‘Idam’, İslam Sanatları Müzesi’nin içinde konumlanıyor. Dekorasyonuna daha çok oryantal ve modernist çizgilerin hakim olduğu ‘Idam’da, alkol servis edilmiyor. Ayrıca yemeklerin yapımında da alkol kullanılmıyor. Bundan önce yazdığı yemek kitaplarındaki tüm tariflerin içinde alkolü mutlaka kullanan Ducasse’ın bu hamlesi, Batı dünyasında şaşkınlık yarattı. Ayrıca Ducasse’ın daha önceki tüm restoranlarında alkol satması ve adına üretilmiş şaraplar olması da bir parça ‘devrin adamı olmakla’ itham edilmesine yol açtı. Arap Yarımadası’nda ve de üstüne üstlük İslam Sanatları Müzesi’nin içinde alkol satmanın müslüman mahallesinde salyangoz satmakla eşdeğer olacağını, Batılı meslaktaşlarına ve basına açıklamakta güçlük çekti.

Alain Ducasses Food 1

ragmatik ve ucuz polemikler
‘Idam’ın mönüsü de biraz farklı. Örneğin en pahalı ve en çok talep edilen yemek,
48 saat ılık ateşte pişmiş ‘deve yahni’. Ayrıca yerel mezeler oldukça ön planda. Dünyanın farklı ülkelerinde Ducasse’ın yemeğini yemiş biri olarak burada bir parantez açmak isterim. Kendi adıma, bugüne kadar Ducasse’ın lokantalarına, doğduğu ve etkilendiği Güney Fransa’nın lezzetlerini sofistike ve modern bir anlayışla pişirdiği için gittim. Dünyanın her yanında açtığı restoranlarda kendi yemeğini pişiren bir şefin, son açtığı lokantada o coğrafyanın geleneksel yemeklerini yapmaya soyunmasını doğrusu çok anlayamadım. Nitekim, Doha’ya gidecek bir kişi, eğer meze ve deve eti yemeyi arzu ederse, eminim bunu Alain Ducasse yerine yerel bir ustanın elinden yemeyi tercih edecektir.
Ducasse’ın ‘Idam’ hakkında yapılan bir röportajda şöyle bir açıklaması var: “Bundan sonra restoran açacağım ülkelere kendi doğrularımı empoze etmektense, o coğrafyanın yerel değerleriyle bütünleşeceğim.”

Doğrusu bu polemiği bana pragmatik ve ucuz geldi. Gastronomi alanında zirveye oturmuş, bu işten büyük şöhret ve para kazanmış, sayısız Michelin Yıldızlı restoran açmış, boyunu aşan çok kıymetli kitaplar yazmış ve de 60’ına merdiven dayamış bir şef olarak, bu kadar eğilip bükülmesini garipsedim.
Kimbilir Ducasse, günün birinde İstanbul’un çekiciliğine dayanamayıp, bizim ellerde de bir restoran açar. İşte o zaman, bizim felsefemiz ve yerel güzelliklerimizle bütünleşmiş bir halde, ocakbaşlarına, esnaf lokantalarına veya kebapçılara sıkı bir rakip olarak gelmesi kimse için sürpriz olmasın.

Murat Bozok Makaleleri

Genel kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın